Japon Çocuklar Neden Öfke Nöbeti Geçirmiyor?

Japonlar pek çok açıdan dünyanın en özgün, en kendine has toplumudur. Genel anlamda kapalı bir toplum yapısına sahip olan Japonlar, her alanda geliştirdikleri metotlarla bizi kendilerine hayran bıraktırıyorlar. Özellikle geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından sonra yaşanan felaketlerin ardından ayağa kalkma süreçleri ve tam anlamıyla dirilmeleri, gerçekten de müthiş bir hikaye barındırıyor. En büyük kaoslardan, toplumsal felaketlerden soğukkanlı bir şekilde ayrılmasını bilen Japon halkı her anlamda saygıyı hak ediyor.

Öte yandan Japon toplumu yüksek iş ahlaklarıyla da biliniyor. Elbette bu noktada sadece Japon yetişkinlere değil çocuklara da dikkat çekmemiz gerekiyor. Çünkü bu felsefe ve zihniyet henüz ufak yaşlardan itibaren başarılı bir şekilde aşılanıyor. Yumuşak karakterli ve kibar bir nesil yetiştirmek Japonların en iyi bildikleri şeylerden biri desek yeri var.  Zaten Japonya’da çocukların öfke nöbeti geçirmemeleri, kontrollerini kolay kolay kaybetmemeleri de bunun açık bir göstergesi olarak karşımızda duruyor.

Birinci Kural: Saygı

Japonlar her şeyden önce kendi öfkelerini kontrol etme, kendine ve diğer insanlara saygı gösterme konusunda çok başarılı. Peki toplumsal anlamda bu uyumu ve çizgiyi nasıl yakaladılar? En gelişmiş, en modern toplumlarda dahi toplum mühendisliğini organize etmek bu kadar kolay olmuyor.

Japonya çok sert, çok disiplinli kurallarla örülü olduğu için mi böyle bir toplumsal yapı oluşuyor dersiniz? Elbette katı kurallarla ilgisi yok. Japonlar bu noktada doğru stratejiler oluşturmayı ilke edinmiş durumda. Çocuk yetiştirmeye dair en doğru teknikleri ve stratejileri kullanan Japonları detaylı olarak ele alalım.

Japon halkını asıl özel kılan, farklı nesiller arasında oluşan ailevi ilişki ağlarıdır. Yaşlılar ve gençler arasındaki güçlü bağlar, oldukça sevecendir. Japon çocukları için yaşlılar bilgeliği temsil eder. Onların deneyimleri her genç için çok değerli görülür ve algılanır. Çocukların gözünde yaşlılar önem atfedilmeyi fazlasıyla hak ederler. Yaşlılar gençlere karşı her zaman yol göstericidir, kibirden uzaktırlar. Onları yargılamazlar, tam tersi şefkatle yaklaşırlar. Genç insanlarla yaşlılar arasındaki uyum açısından Japonya tüm dünyada çok özel bir örnektir.


Çocuk Sahibi Olmanın Temelinde Hassasiyet Var

Japonya’da aileler için çocuk sahibi olmak oldukça önemli ve sorumluluk gerektiren bir olgudur. Çocuk sahibi olmanın temelinde hassaslık ilkesi vardır. İyi çocuklar yetiştirmenin yolu hassas olmaktır. Japonya’da bağırmak, hoş görülen bir durum değildir. Bağırma, suçlama konusunda bir işaret sunar. Bu nedenle çocuklarına bağıran kişiler ötelenir. Ebeveynler daha ufak yaştan itibaren başka insanların duyarlılıklarına saygı duymaları gerektiğini aşılar. Örneğin bir çocuk hata yaptığında Japon ebeveynler onları toplum içinde azarlamaz, rencide etmez. Disipline etme noktasında bakışlarla ya da jestlerle hareket etmeyi tercih ederler. Onu kırdın ya da kendine zarar veriyorsun gibi cümleler çok sık duyulur. Yanlış hareketlerin kabul görmeyecek davranışlar olduğunu bu şekilde aktarmaya çalışırlar.

Japonlar için bir nesnenin ne düzeyde işlevsel olduğu pek önemli değildir. Onlar nesnelerin kattığı değere odaklanırlar ve daha ufak yaştan itibaren çocuklara bunu aşılarlar. Çocuk örneğin bir bardağı yere doğru öfkeyle fırlatıp kırdıysa ebeveynler, “Bardağı kırdın o artık kullanılamaz” demek yerine “Bardağı incittin” demeyi uygun görürler. Cümlelerin sihrine genel anlamda inanırlar, çocuk eğitiminde bu nedenle tercih ettikleri cümlelere özen gösterirler. Bu süreç çocuklara duyarlı yetişkinler olma noktasında büyük katkılar sunar.


Nitelikli Zaman Geçirmek Önemli

Elbette yukarıda saydıklarımız Japon çocuklarının doğru şekilde yetişmesi adına önemli noktalar ancak asıl önemli detay Japon ebeveynlerin çocuklarla kaliteli vakit geçirebilmeleridir. “Kaliteli zaman” çocuk eğitiminde gerçek anlamda bir anahtar kavramdır. Çocuk yetiştirmek Japon ebeveynler için bir önemli bir sorumluluktur. Çocuklarla sağlam bağlar kurmak son derece önemlidir. Onlar için çocuk eğitmek öyle uzaktan kumanda edilecek bir olgu değildir. Bu nedenle her anlamda çocuklarla sağlam bağlar kurmayı hedeflerler ve bu durumu önemserler.

Genelde anneler çocuklarını 3 yaşından önce kreşe göndermeyi tercih etmezler. Japonya’da anneler çocuklarını gittikleri her yere taşırlar. Fiziksel temasın daha yoğun şekilde olması uzun vadede aileyle olan bağların da aynı şekilde yoğun biçimde kurulmasını sağlıyor. Ten ve ruh yakınlığı arasında bir paralellik bulunur. Bu arada Japonya’da anneler için daha ilk günden itibaren bebeklerle konuşmak rutin bir durumdur. Anneler her aşamada çocuklarıyla diyalog kurmayı önemser. Bu durum elbette babalar için de geçerlidir.

Aile Yemekleri Ritüeller Barındırıyor

Aileler çoğunlukla sohbet etmek adına bir araya gelir. Yemekler istisnasız şekilde bir arada yenir ve bu süreçte  hikayelere başvurulur. Konuşulan konuların aile hikayeleri üzerine olması aidiyet duygusunu pekiştirir. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda Japon çocuklarının öfke nöbeti geçirmelerinin çok düşük bir ihtimal olduğunu ifade edebiliriz. Japonya’da öfke nöbeti geçiren çocuk sayısı istatistiksel anlamda çok düşüktür. Çocuklar zaten dünyaya gözlerini açtıkları ilk andan itibaren sevgiyle alakalı olarak bir eksiklik hissetmezler. Aldıkları eğitim onların huzurlu bir zihin yapısına sahip olmalarını sağlar.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Sen de Düşüncelerini Paylaş!